Neden Mutsuzluğu Seçeriz?

Dili, dini, seçtikleri, seçmedikleri, hep kendisine sunulan bu görgünün uzantısıdır. Hayatın içindekileri okuma, ona uygun davranma ve yaşama durumu da böyledir. Giderek kişi bağımsız düşünme ve davranma becerisini kazandıkça, aldığı eğitimin bir yansıması olarak ya yaşadıklarını sorgulamaya; kendisine sunulanı değil de kendi tercih ettiklerini yaşamaya başlar ya da aynı tarzı bir ömür boyu sürdürür.

Neden Mutsuzluğu Seçeriz?


 
Dili, dini, seçtikleri, seçmedikleri, hep kendisine sunulan bu görgünün uzantısıdır. Hayatın içindekileri okuma, ona uygun davranma ve yaşama durumu da böyledir. Giderek kişi bağımsız düşünme ve davranma becerisini kazandıkça, aldığı eğitimin bir yansıması olarak ya yaşadıklarını sorgulamaya; kendisine sunulanı değil de kendi tercih ettiklerini yaşamaya başlar ya da aynı tarzı bir ömür boyu sürdürür.
 
Çocuk, anne-baba ve çevresinden ibaret bir dünyaya doğar. Bu iki unsur, genetik faktörlerin ne kadar ortaya çıkıp çıkmayacağının da belirleyicisidir adeta. Bir dağda dünyaya gelen çocuk dağ hayatını, şehirde dünyaya gelen çocuk da şehir hayatını öğrenir. Bu hayatın ana ve detay unsurları, görüp modelleyerek ve kendisi de buna dayalı yaşayarak tecrübe ettikçe oluşur, giderek artık tanıdığı ve kolaylıkla yaşadığı bir tarza dönüşür. 

Dili, dini, seçtikleri, seçmedikleri, hep kendisine sunulan bu görgünün uzantısıdır. Hayatın içindekileri okuma, ona uygun davranma ve yaşama durumu da böyledir. Giderek kişi bağımsız düşünme ve davranma becerisini kazandıkça, aldığı eğitimin bir yansıması olarak ya yaşadıklarını sorgulamaya; kendisine sunulanı değil de kendi tercih ettiklerini yaşamaya başlar ya da aynı tarzı bir ömür boyu sürdürür. 

İnsan hayatındaki her şey, Allah ile yürek bağı ne kadar zayıf ya da güçlü ise ona göre ortaya çıkar, şekillenir ve giderek netleşir. Biz anne-babalar hayata, "Rabbimizin bize sunduğu muhteşem nimet" diyerek baksak… “Olanda hayır vardır” mantığı ile başımıza gelene yaklaşsak… Tek derdimiz, kendimizin Rabbimize karşı eksik ve kusurlarımızı gidermek olsa… Verenin ve alanın O olduğunu bildiğimiz için, bize düşeni yapıp, istiğfar ve şükür üzere bulunsak… Ailede, eşler olarak birbirimizin Allah`a yakınlığımızı artıracak şekilde katkıda bulunup, yüceltecek fırsatlar kollasak… Evde dilimizde Kur’an, halimizde Allah Resulü’nün hali bulunsa, niye mutsuz olalım ki? 

Her şey olması gerektiği gibi oluyor. Başıma gelen ya hak ediştir ki; Rabbim daha beteri gelmesin diye uyarıyordur, ya da zirveyi nasip ettiklerinden kılmak için yokuş tırmandırıyordur. Benim bedenimi tedbir edip medenileştirmem, insana dönme ve insan-ı kâmil olma yolundaki yürüyüşümün sağlıklı adımlarla gitmesi için dikkat edeceğim hususlar olarak, Allah’ın bana lütufları olan bu çalkantılar, bu kadar sağlam binayı nasıl zaafa uğratsın ve bu güzellikten nasıl olumsuzluk çıksın ki? 

Fakat ne yazık ki hayattaki her şey bu denkleme göre yaşanmaz. Asıl kaynaktan beslenmek yerine sun-i kaynaklar hayatımıza girdikçe, bizler Allah`tan daha çok başka şeylere yöneldikçe, oluş ve bozuluş kanunları gereği, insanın dengesi bozulur ve yaşananlar yaşanması gerekenlerden bir hayli farklı olur. 

Mutsuz bir annenin sürekli her şeyin olumsuz tarafını görme tavrı, otomatik olarak çocuğuna da aşılanır. İnsanın baktığı ve gördüğü şey, beslendiği şey demektir. Hayatın içinde olumsuzluklar ile olumlu durumlar hep iç içedir. Ben niye bu dünyadayım ve Rabbim neleri görmemi istiyor, nasıl bit tutum içinde olmam gerekiyor sorusu ile büyük bir ihtimalle insan eksen kaymasından korunabilir. 

Büyüttüğü çocuklarının yaş dönemi özelliği olarak sergilediği kimi olumsuz tutumları, bilgi eksikliği, yanlış görgü ve çevrenin etkisi ile sıradan ve normal bir durum olarak değil de, çocuğun annesine eziyet olsun diye yaşattığı sıkıntılar olarak algılanınca, ister istemez kişinin hissiyatı ve verdiği tepki değişik olur. Eşi ile yaşanan vaka-i adiyeden durumlar, değersizlik ve yetersizlik duyguları ile büyütülmüş bir hanımefendide, kişiselleştirmeye tabi tutulur ve bir de bakmışsın ki, yaşananları bir risk ve eşini de kendisini koruması gereken bir muhatap ve dolayısı ile tehdit gibi algılamaya başlamıştır. 

Mevcut işleyişte kendi zihnindekine uygun olmayan her şeyi, sorun ve mutluluğunun önündeki engel gibi görmek de şikâyetleri ve mutsuzluğu artırır. Kendi istediğini en doğru ve asli ihtiyacı olarak ve kendi hak edişi olarak algıladıkça, gerçekleşmeyen her talep, kişinin haklarının gaspı ve dolayısı ile de mağdur olması anlamına gelir. Burada, belki de o istedikleri hiç istenmemesi gereken şeyler de olabilir fakat kişi sadece hayatı kendi bakış açısına göre yaşadığı ve alternatif düşüncelere kapalı olduğu için, tek seçenek üzerinden hayatı ve içindekileri kurgular. Böylece, herkes onun istediklerini karşıladığında o mutlu olacaktır. Bunun başkasına sıkıntı anlamına gelip gelmediği, onun gündemine teğet bile geçmez. 

İnsan Allah ile mutlu olmayı seçmediğinde, ruh doygunluğa ulaşamaz ve arayışa girer. Bu bazen çok yiyerek, bazen marka giyinerek, bazen abartılı makyaj ile bazen de kendisini sergileyerek vb. şekillerde, kendisini kısa süreli de olsa mutlu edecek ilgi ve onay kaynaklarına başvurabiliyor. Bulamadığı zaman da, onun elinden bütün yaşam kaynakları alınmış ve mutsuzluğa mahkûm edilmiş gibi şartları ve muhatapları durmadan suçlar ve mutsuzluk üreten bir kaynağa dönüşür.

Kimi zaman da mutsuzluk sebepleri bir sığınak olabilir. Beslendiği bir kaynağa dönüşen ve sürekli şikâyet etme, mağdur olduğunu düşündürme, insanların onun için üzülmesi, onu dinlemeleri, bir ilgi ihtiyacını karşıladığı için, şahıs bazen farkında olmadan bin bir bahane üreterek çözüme yanaşmıyor ve şikâyet ve sızlanma modunu devam ettiriyor. Durum düzelirse ne yapacağını, hangi konu ile ilgileri üzerine çekeceğini bilemez. Dolayısı ile onu rahatlatan şey çözüm değil, mutsuzluk ve sıkıntı kaynaklarının devam etmesidir. 

İnsanın baktığı yer ve gördükleri değiştikçe hali de ona göre değişir. Eğer bu yanlış tarafa doğru olursa, kişi mutsuzluk üreten makinelere döner. Bunun için, önce ailede doğru yön, doğru yol ve doğru bir bakış açısı ile hayatı okuyarak dokuma, sonra bu yürüyüşü destekleyecek uygun bir çevre ve ortam olması lazım ki; Allah ile aramızda boşluklar oluşup o boşluklara aykırı unsurlar doluşmasın. 

Rabbim, bize öyle sorular sordur ki; cevabı Sen ol ve bize öyle dualar ettir ki; kabul ettiğinde, bu yakınına almayı kabul edişin olsun. (Âmin)

Saliha Erdim (Aile ve Çift Terapisti) | Nisanur Dergisi | Temmuz 2017 | 68. Sayı

Kategori: İLİM & İRFAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal
-